Prof. Dr. Yonca Tabak Röportajı: Çocuklarda Alerjiyi Tetikleyen Faktörler ve Tedavi Yaklaşımları

Bebeklerde ve çocuklarda alerji, kulaktan dolma bilgilerle ya hafife alınıyor ya da tedavisi uygun bir şekilde yapılmıyor. 1984'te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde başlayan tıp eğitimini, 2008 yılında profesör olarak tamamlayan Yonca Tabak'a, çocuklarda alerjiyi tetikleyen etkenleri ve tedavi yollarını sorduk.

2014'te çıkardığı Çocuklar ve Alerji kitabı da bu alanda çok önemli bir rehber, mutlaka okumanı öneririz. Röportajın ilk bölümü de burada: Prof. Dr. Yonca Tabak Cevapladı: Çocuklarda Alerji Hakkında Annelerin Kafasına Takılan 8 Soru

1. Sezaryen doğum alerjiyi etkiler mi?

Alerjinin son yıllarda gözle görülür bir artış göstermesinden pek çok faktör sorumlu tutuluyor. Bunların içinde en çok kabul göreni “Hijyen Teorisi” dir.

Hijyen teorisi der ki; çocuk ne kadar çok ve çeşitli mikropla yaşamın erken safhalarında temas ederse alerji o kadar az görülüyor. Çiftlikte doğmuş çocuklarda (Doğmuş olmanın altını çizmek gerekir.) hayvan ve toprak teması sayesinde bağışıklık sisteminin gebelik boyu steril ortamda atıl kalmış olan kanadı çalışma fırsatı bulduğu için, bağışıklık sistemi dengeye oturmaktadır. Dolayısıyla, doğum şekli bu teori kapsamında alerjinin ortaya çıkışına etki edebilmektedir.

Sezeryan doğum, steril gebelik ortamının bir tür devamı niteliğindedir ve bebeğin dünyaya gelişinde de mikrop temasını engeller. Oysa ki normal doğumda bebek annenin doğum kanalından geçerken onun sağlıklı vajina florası ile temas eder ve bağışıklık sistemi bu yönde olumlu bir ilk uyarı alır. Tabii bu tek faktör değildir. Normal doğumda bebeğin akciğerleri doğum kanalından geçerken doğal bir baskıya maruz kalır ve gebelik sırasında doğal olarak akciğerlerinde var olan su bu baskı ile dışarı atılır. Sezaryen doğumda bu baskı olmaz ve bir miktar su akciğerlerde kalır ve bunun da ilerde astım gelişiminden sorumlu olabileceği iddia edilmektedir.

Ancak yine altını çizmek istiyorum, her sezaryen doğumda astım alerji olacak diye bir kural yoktur. Çocuğun genetik yapısından, beslenmesine, doğumdan sonra yaşadığı ortama kadar pek çok faktör, alerji ve astımın ortaya çıkışına etki etmektedir. Bu anlamda yapılması gereken en sağlıklı şey, ailede alerjik hastalıklar varsa en erken zamanda alerji danışmanlığı alınması ve bebeğin doğumundan beslenmesine ve yaşadığı çevreye buna uygun, bilinçli bir yaklaşım sergilenmesidir.

Daha fazlası için oku: Nedir, Ne Zaman Yapılır, Riskleri Neler: Her Yönüyle Sezaryen Doğum

2. Özellikle rota virüsü aşısı başta olmak üzere aşıların alerjileri tetiklediği konuşuluyor. Sizce doğru mu?

Şu an için bilimsel olarak, rota virüsü aşısının direkt olarak alerjiye neden olduğu söylenemez. Ancak rota virüsü aşısı olduktan sonra yan etki olarak ishal ve kusma görülebilir. Bu durum bebeğin eğer alerjik yatkınlığı varsa, reflü veya bağırsak alerjisi şeklinde belirti veriyorsa, bunu kötüleştirebilir haliyle.

Bir diğer etki yolu ise tüm diğer aşılar için de geçerli olan hijyen teorisi üzerinden olabilir ki, bu teori genel anlamda mikrop temasının ve hastalıkları aşısız atlatmanın alerjiyi önlediğini savunmaktadır. Bu teoriye göre aşı olmak ve hastalıkları doğal yoldan atlatmamak, alerjinin günümüzdeki artışına katkıda bulunan faktörlerden kabul edilmektedir.

Ancak tabii ki çocukları yıllar öncesi tıp düzeyine geri götürüp aşısız bırakmak gibi bir seçenek yoktur. Tabii ki aşılar olacaktır ancak bunu bilimsel araştırmalar ve yeni bilgiler ışığında yürüyerek, takipte kalarak yapmak gereklidir.

Bilmen lazım: Yenidoğan Aşı Takvimi: Bebeğinin Sağlıklı Büyümesi için Uygulanacak Aşı Programı

3. Dilaltı damla aşı tedavisi hangi durumlarda, kaç yaşına kadar uygulanabilir? Neden önemli?

Öncelikle alerjinin tanımı ile konuya başlamakta fayda var. Alerji, vücudun tepki vermemesi gereken doğal bazı maddelere anormal şekilde tepki vermesi halidir ki bu çoğu zaman genetik bir yatkınlık olarak bizimle dünyaya gelir ve zamanla çevre etkileşimleri ile şekillenir. Dolayısıyla alerji, ömür boyu devam eden bir vücut yapısıdır. Biz alerjik vücut yapısının ortaya çıkış halleri olan, astım, saman nezlesini, egzamayı alerji ilaçları ile baskılayabiliriz ama vücudun alerjik tepki vermesi halini ilaçla ortadan kaldıramayız.

İşte bu noktada vücudu alerjik olunan maddeye alıştırmak ve tepki halini ortadan kaldırmak gerekir ki bunu yapan tek tedavi, aşı tedavisidir. Aşı tedavileri içinde de en eski yöntem iğne aşı iken son 25 yıldır yönelim, güvenilirliği ve uygulanabilme kolaylığı nedeniyle dilaltı damla ve tablet aşılara kaymıştır.

Dünyada aşıların %60'ından fazlası dilaltı damla/tablet aşı olarak tercih edilmektedir. İğne aşılar, yan etkilerinden çekinildiği için 65 yaşından sonra uygulanmamaktadır. Ancak dilaltı aşılarda böyle bir üst sınır yok. Yaklaşık 5 yıllık bir tedavi sürecidir. Yavaş etki eder ancak alerjinin doğal gidişatına etki ettiği kanıtlanan tek tedavidir. İlk yıllarda alerji ilaçları ile birlikte uygulanır. Zamanla aşı tedavisi etkisini gösterdikçe ilaç ihtiyacı ortadan kalkar ve hasta alerjik madde ile temas etse de belirti vermemeye başlar ve alerji ilaçları kesilir.

Her tipini öğren: Tüm Çeşitleri, Nedenleri ve Tedavisiyle Bebeklerde ve Çocuklarda Alerji

4. Sporun alerjik astımı tedavi etmedeki payı nedir? Astımdan dolayı nefes darlığı çektiği veya öksürdüğü için çocuğa sporu yasaklamak doğru mu?

Astımda en iyi bronş genişletici spordur. Yani ağızdan büyük miktarlarda nefes alıp vermek. Ancak astımlı bronş, egzersize tıkanma şeklinde yanıt verdiği için çoğu zaman çocuklarda egzersiz kısıtlanır. Egzersiz yapmadıkça bronş genişlemez, genişlemedikçe egzersiz daha da kısıtlanır.

Bu kısır döngüden çıkmanın yolu, astımlı bronş zarının egzersize daralarak yanıt vermesini engelleyecek şekilde koruyucu, kana karışmayan lokal kortizonlu sprey ilaçlarla astımı kontrol altında tutmak ve çocuğu egzersiz yapabilir hale getirmektir. Dolayısıyla astımlı çocuk, uygun tedavi ile astımı kontrol altında tutularak egzersiz ve spora yönlendirilmelidir.

5. Alerji tedavisinde uzmanların görüşleri farklı olabiliyor. Kimi uzman alerjinin üzerine gitmeyi önerirken kimisi alerjiye neden olan durumdan uzak durmak gerektiğini savunuyor. Sizin öneriniz nedir?

Alerjinin üzerine gitme olayı aslında alerjinin en eski tedavisi olan aşı tedavisinin temelini oluşturuyor. Ancak bu hastalığa neden olan temas yolu üzerinden olmuyor maalesef. Yani ev tozu solumaya bağlı astım olmuş bir çocuğun evini tozlu bırakmak durumu iyiye götürmüyor. Soluma yolu ile ev tozuna maruz kalmak alerjik tepkiyi azaltmıyor, tam tersine hastalığı ağırlaştırıyor. Bu üzerine gitme yolu ya cilt altı ya da dil altı yoldan emdirme şeklinde, alerjik maddeyi artan dozlarda verme işlemi ile yapıldığında işe yarıyor.

Bu teknikler yıllar süren klinik araştırmalar sonucunda geliştirilmiş. Hatta aşı tedavilerinin bronş içine , burun içine verilen tipleri denenmiş yılar içinde ve görülmüş ki sadece iki yol işe yarıyor: Cilt altı ve dilaltı uygulama.

Özetle, bir hasta kendi başına alerjik olduğu maddenin üstüne gitmeyi denerse çoğu zaman bu hastalık alevlenmesi ile sonuçlanır. Bu yönde benim önerim, öncelikle çocuk alerji uzmanı takibinde çevreden alerjik maddenin çekilmesi, yani önlem alınması ve beraberinde etkinliği kanıtlanmış, yan etkisi olmayan dil altı aşı tedavisi yolu ile alerjik olunan maddeye alıştırma sürecine gidilmesi.

6. “Alerjide esas olan tepkidir.” fikrine nasıl yaklaşıyorsunuz?

“Alerjide esas olan tepkidir.” yaklaşımı temelde doğrudur ancak "Tepkileri doğru biliyor ve takip edebiliyor muyuz?" sorusudur asıl üzerinde durulması gereken. Acaba bizim bilmediğimiz, görmediğimiz bir yoldan etki ediyor olabilir mi alerji, bunu düşünmek zorundayız.

Örneğin inek sütü alerjisi olan bir çocuk artık cilt bulgusu vermiyor diye alerjisini geçmiş sayabilir miyiz yoksa farkında olmadığımız şekilde reflü + tekrarlayan astım bronşit veya balgamlı öksürüklerle tepki şekilleniyor olabilir mi? İşte bu noktada alerjinin diğer bir deyişle alerjik vücut yapısının %100 geçmeyeceğini ancak şekil değiştirebileceğini akılda tutmalıyız.

Bu da lazım olabilir: 6 Soruda Bebeklerde Gıda Alerjileri Hakkında Merak Ettiğin Her Şey!

Sonuçta alerji, bağışıklık sisteminin bir anormal işleyiş şekli olduğundan kanın ve bağışıklık hücrelerinin girdiği her bir doku bundan etkilenebilir. Alerjiyi bildiğimizi kabul etmek ve sabit kararlarla hareket etmek çok katı, esnemeye, gelişime ve değişime izin vermeyen bir yaklaşım olur. Olaya ne sadece esas olan tepkidir ne de esas olan laboratuvardır şeklinde bakabiliriz. Çok daha geniş açılı bakmak zorundayız. Esas olan hastadır demek ve her hastanın kendi içinde özel olduğunu kabul edip ona göre hareket etmek tek çözüm bana göre.