Yemek seçen çocuk yoktur, izin verenler vardır!

Beşikte Durduğu Gibi Durmuyor kitabı yazarı Dicle Keskinoğlu, gençlik dönemlerine kadar yemek seçmeye devam etmiş bir anne olarak yemek seçen çocuğa yaptırımın şart olduğunu belirterek tecrübelerini aktarıyor.

Beşikte Durduğu Gibi Durmuyor kitabı yazarı Dicle Keskinoğlu, gençlik dönemlerine kadar yemek seçmeye devam etmiş bir anne olarak yemek seçen çocuğa yaptırımın şart olduğunu belirterek tecrübelerini aktarıyor.
Çalışan bir annenin çocuğu olduğum için beni anneanneciğim büyüttü. Müthiş disiplinli, ultra dominant ve bir o kadar da pamuktu. Her daim kuralları vardı ama çenemi iki titrettim mi üzülüp ağlayacağım diye bana kıyamaz süngüsünü indirirdi. Tahmin ettiğiniz üzere, sistemi çok küçük yaşlarda çözüp suistimal yolunda başarıyla ilerlemeye başlamıştım. En çok da yemek konusunda Oscar'a oynadım. Evde sebze mi var, anında 5 numaralı bakışımı fırlatır, kedi gibi sırnaşır, duygusala bağlar ve en nihayetinde o köfte patatesi sofraya getirtirdim. Baktım işe yaradı 18 yaşına kadar aynısını yaptım. Yok artık daha neler dediniz farkındayım ama ne yapayım kimse üstelemedi. Çocuk menüsüyle reşit oldum
Üniversiteydi, stajdı, ilk iş tecrübeleriydi derken anneannemin bulunmadığı ve dolayısıyla menüye müdahale edemediğim pek çok ciddi ortama girip çıkmaya başladım. Biri misiniz sorusuna, demek beni gocundurmuyordu belki ama etrafımdakiler bana o kadar acayip bakıyordu ki kendimi kedi gibi hissetmeme engel olamıyordum.
sorusuna demekten içim kurudu.
Hadi bunlar bir şey değil, bir de son derece resmi cemiyetler eşliğinde yenen yemekler vardı ki yerin dibine girsem yeriydi. Soğanları ayıkladım, domatesleri kenara çektim, balığın kılçığına gıcık oldum, aç kaldım ve en nihayetinde bir şeylerin değişmesi gerektiği noktasına vardım.
Doğuştan böyle değildi ki
Şimdiyse iddialıyım. En sevdiğim yemek bamya mesela ya da ne kadar kabak yersem yiyeyim bana kabak tadı vermiyor. Akşama pırasa olduğunu bilmek ağzımın kıvrılmasına değil sulanmasına sebep oluyor. Vallaha abartmıyorum. Ancak şöyle de bir gerçek var ki amatör ruhumu asla kaybetmedim. Ölmeden önce yapmak istediğiniz 3 şey deseniz biri illa ki çatlayana kadar patates kızartması yemek olurdu. Madem öleceğiz patatesten ölelim...
20'li yaşlarda durumu kotardım belki ama önceki tecrübelerim bana iyi bir ders, kendi kendime söz vermem için de sebep oldu; çocuklarımın asla yemek seçmesine izin vermeyeceğim. İzin diyorum çünkü yemek seçme durumu katiyen anne karnından çıktığınızda paket programa dahil olan bir özellik değil. Bizzat anneler kazandırıyor sonra da diye hayıflanıyor. Biliyorum çünkü daha demin anlattım, bizzat, seçen çocukların içinden geliyorum. Geldiğim yeri hiç unutmadım. Sanıyorum anneannem de seçmesine izin veren ebeveynlerin simgesi.
Çocuğa biraz yaptırım şart
Küçük bir çocuğa derseniz takdir edersiniz ki demez. O yüzden kontrolü elden bırakmayacaksınız, dizginleri eline katiyen vermeyeceksiniz. Makarna neden yok diye ağlayan çocuğa ışık hızıyla makarna yapıp sofraya getiren anne olunca, Guinness Rekorlar Kitabı'na gireceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, en fazla çocuğunuzun kıs kıs gülmesine arkanızdan demesine sebep olacaksınız. Şayet sebzelere bakıp bakıp iç geçirmek, biraz da etten alsaydın diye 90 santimlik bir çocuğa yalvarmamak, yok benim için, yok baban için, yok dünya barışı için diye diye iki kaşık yemek için miyavlamaksa hayaliniz buyrun yemek seçmesine izin verin. Ama aksiyse siz beni dinleyin, minicikten her yemeği azar azar verin. Kişisel tecrübelerim biraz yaptırım uygulamanın fena olmayacağı görüşünde. Misal, anneannem zamanında ben sofrada tafra yaparken, deseydi paşa paşa ıspanak da yiyecektim, bakla da, musakka da...