“İkisini de ben doğurdum, neden aynı değil bunlar?” sendromu

Birden çok çocuğunuz varsa, hamilelik ve doğum sürecini profesyonel bir ürün üretim sürecine benzetmeniz yüksek ihtimal.

, , , , , adlarında yetişkinleri şaşırtan sorular üreten parlak fikirli çocuklara özel 5 hikaye kitabı yazarı Dicle Keskinoğlu; annelere çocuklarını olduğu gibi kabul etmelerini, birden fazla çocuğu olan annelerin çocuklarını birbirleriyle kıyaslamamak gerektiğini söylüyor.

Birden çok çocuğunuz varsa, hamilelik ve doğum sürecini profesyonel bir ürün üretim sürecine benzetmeniz yüksek ihtimal. Tasarı aşaması malum, anne baba sabit, üretim şekli ve süresi belliyse, ortaya çıkacak ürün aşağı yukarı belli olur mantığıyla kendinizi orta ölçekli bir atölye ya da enikonu bir fabrika gibi görmeniz mümkün. Bu şartlar altında yavrularınızı da fabrikasyon ürün kabul ediyor ve huyunun suyunun birbirinden çok farklı olmaması gerektiği gibi bir hurafeye inanabiliyorsunuz. İşte annelerin sık sık düştüğü klasik hataların en popüleriyle tanıştırmak isterim; ikisini de ben doğurdum, neden aynı değil bunlar sendromu!

Düşünün ki, 40 haftalık sürecin sonunda bizzat bünyesinden çıkan bir bebeğe, neden kendine benzemiyor diye bozulan bir anneden bahsediyoruz. Bu şahsına münhasır varlığın, farklılıkları kabul etmesi kolay bir şey değil. Kendisi yeşil gözlüyse, yavrusu da yeşil gözlü olsun istiyor. İlk yavrusu sarışınsa, ikinci ola ki esmer doğdu, kabullenene kadar epey zaman geçiyor. Hadi bunlar bir şey değil. Büyük oğlunun bir adet masa başı çocuğu olduğunu farz edelim. İkincisinin kıpırdaklığına hayret ediyor. Sanki ondan ve eşinden çıkan yegane çocuk modeli, yemeği bitene kadar kafasını kaldırmadan masada oturan, sofradan deyip izin alıp kalkan çocukmuş da öteki sandalyesinde 15 saniyeden fazla sabit duramıyor diye küçüğün hal ve hareketlerine ağzı açık kalıyor. Vay efendim ikisini de ben doğurdum, aynı anne babanın çözüm ortaklığında gerçekleşti, nasıl olur da bu kadar farklı olabilirler, Allahın işine bak tarzı, laf kalabalığıyla günler ayları, aylar yılları kovalıyor.

Olduğu gibi kabul etsek mesela?

Şayet bu fuzuli vesveseler çocuklara karşılaştırmalı edebiyat tadında sunulmazsa ne ala! Ancak her nedense duracağı noktayı bilemeyen ebeveynler genelde bunu çocuklarına ya da şeklinde sunuyor. Bu şartlar altında bize de tebrik etmek düşüyor; en popüler ikinci hata parkurunu da başarıyla tamamladınız, kendinizle gurur duyabilirsiniz. Çocuklarınızı bir daha geri dönüşü olmayan bir kıskançlık çemberinin içine dahil ettiniz. Bundan sonra yegane amaçları, ebeveynlerinin gözüne girip, diğerine karşı koz kullanılmak üzere övüneceği aktiviteler gerçekleştirmek olacaktır. Gözündeki tek başarı kavramı, kendiyle değil, kardeşini alt etme ve övgüye nail olmak olmak için kazanılan başarılara dönüşecek ve bu durum torun torbaya karıştıklarında bile değişmeyecektir.

Hepimiz yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. İnanın yalnız değilsiniz. Fakat yanlış yoldasınız. Aranızda hamilelikten önce müstakbel yavrusunun kişilik özellikleri üzerine sözleşme imzalayanınız oldu mu? Şahsen ben imzalamadım. Sanırım imzalamadığım için de çocukların biri kalkıp giderken diğeri otur iyiyiz nereye diye isyan ediyor. Biri sarışın öteki kumral, biri sakin diğeri kıpırdak. İnanır mısınız, ilk bir yılım farklılıklarına hayret ederek geçti. Neredeyse yüzyılın hatasına başvurup, bak ama ablan hiç böyle yapıyor mu demeye başlıyordum ki silkelenip kendime geldim.

Danny De Vito ve Arnold Schwarzeneger'in ikiz olduğu filmi hatırlar mısınız? Birine, sen annenin yediği aburculardan oluşmuşsun, diğerine, sense en temel besinlerinden demişlerdi. Tamam belki kavgada söylenemez, ama aynen öyle değil mi? Her anne babanın içinde yüzlerce, belki binlerce özellik var. Bunların farklı kombinasyonlarını tahmin etmek, biz sıradan fanilerin hayal gücünü fazlasıyla aşıyor. O yüzden galiba yapabileceğimiz en iyi şey, çocuklarımızı olduğu gibi kabul etmek, eleştirmemek, güvenlerini kırmamak ama her şeyden önemlisi koşulsuz sevmek ve bir zahmet karşılaştırmamak!

Yorumlar (0)