Kardeş olmak...

İki çocuk annesi olduğumdan beri hayatımda görmediğim ve yaşamadığım pek çok şeyi deneyimledim. Anneliğin en güzel taraflarından birisi de bu; keşif. Bir adet kaşif oldum çıktım. Bundan beş buçuk yıl önceki halime öğrendiklerimi anlatma fırsatım olsa, kesinlikle inanmazdı. Ama ben biliyorum.

adında amatör bir annenin itirafları kitabı ve , , , , adlarında yetişkinleri şaşırtan sorular üreten parlak fikirli çocuklara özel 5 hikaye kitabı yazarı Dicle Keskinoğlu; kardeşlik müessesinin önemini anlatıyor:

Dünya üzerindeki bütün gerçek ve öz kardeşler, aynı babanın çözüm ortaklığında, aynı annenin rahminde büyüyüp gelişse de, bazı çeşitleri mevcut. Mesela ikizler, üçüzler var. Arasında çok fazla yaş farkı olan kardeşler var. Birbiriyle inanılmaz iyi anlaşan, katiyen geçinemeyen ve maalesef birbiriyle küs kardeşler var. Anlayacağınız, kardeşlerin bile kendi arasında kategorileri var. Aralarındaki ilişkiye göre farklı gruplarda toplanan kardeşler, genelde yetişkinler. Evden uzaklaşınca, araya eller girince, geldikleri noktayı unutuyorlar. Başlangıçtaki saf ve müthiş doğal bağı görmezden geliyorlar. Maalesef çoğu zaman, dünya üzerinde anne baba ve bebek üçlüsünden sonraki en nadide ilişki olan kardeşliğe gerekli özeni göstermiyorlar. Araya mesafe, zaman ve dolayısıyla soğukluk sokuyorlar.

Karındaşlık işin yüzde biri

İki çocuk annesi olduğumdan beri hayatımda görmediğim ve yaşamadığım pek çok şeyi deneyimledim. Anneliğin en güzel taraflarından birisi de bu; keşif. Bir adet kaşif oldum çıktım. Bundan beş buçuk yıl önceki halime öğrendiklerimi anlatma fırsatım olsa, kesinlikle inanmazdı. Ama ben biliyorum. Bilmekten en gurur duyduğum şey ise; kardeşlik müessesinin önemi. Kelimenin kökeninin sadece karındaş olması ne garip! Aslında aynı karından çıkıp gelmek, işin sadece yüzde biri. Aralarında 23 ay olan kızlarımın ilişkisine her baktığımda, kardeşlik müessesine duyduğum saygı artıyor. diyorum. Her biri, bunca şey paylaştı mı, birlikte korkup, birlikte ağladı mı, birlikte mutlu olup, birazcık ayrı kaldı mı oturup ağladı mı. Ya da birbirlerinin arkasından iş çevirmek pahasına dahi olsa, birbirlerini bu kadar yoğun düşündü mü? Birbirlerinin hareketlerini gözlemledi, birbirine benzemeye ya da ayrışmaya bu kadar özen gösterdi mi? Kızlarımın ikisinin de hayatında, anne ve babasından sonra, birbirleri var. Gün içinde en çok birbirlerinin adlarını telaffuz ediyorlar. Allah ayırmasın; birkaç gün alıp farklı yerlere koysanız sanki barınamazlar. Elleri ayakları birbirine karışır, kolları kanatları kırılır, içleri sıkılır, süngüleri düşer. Çünkü onlar kardeşler; gerektiğinde birbirine kısa süreli düşman, gerektiğinde anneye karşı ortak, her şeyden önce dostlar. Size bir şey söyleyeyim mi; bir arkadaşa bile ihtiyaçları yok. Onlar aynı zamanda birer yoldaş, arkadaş ve başa dönecek olursak karındaşlar.

Herkese en az bir tane şart!

Ben daima, insanların büyüme yolunda bazı değerlerini yere düşürdüğünü, dönüp baktığında ya hatırlayamadığını ya da eğilip yerden almak için geciktiğini ve bulamadığını düşünürüm. Bence birçok kardeş için kardeşlik böyle bir şey. Birbiriyle en geçimsiz kardeş bile, birlikte öyle badireler atlattı ki, unutulması işten bile değil. Anne babalarının sıkıntılarını birlikte sırtladı, üzüntülerini birlikte paylaştı, sevinçlerini el ele kutladı. Birlikte aynı yatakta aynı yastıkta uyudu, aynı sütü içti, aynı tuvalete tuvaletini yaptı, aynı doktorda aşı sırasını beklerken ağladı. Bazen annesi büyüğe kızdığında küçüğün, küçüğe kızdığında büyüğün içi acıdı. İşte tüm bunları gördükçe, yitip gitmiş, kaybedilmiş ya da kaybettirilmiş kardeşliklere o kadar üzülüyorum ki. Araya giren maddi, manevi, ikincil, üçüncül, mantıklı ve mantıksız bir sürü konu başlığını, o güne gelene kadar paylaşılanlara ihanet olarak görüyorum. Ve elbette, her insanın en az bir kardeşi olması gerektiğini düşünüyorum. Kardeşlerin sadece karındaş değil aslında hayattaş ve kaderdaş olduklarını unutmamalarını temenni ediyorum!

Yorumlar (1)