/ / OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
Haberler

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

16.04.2012 |

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

“Yünlerin beyazlığına boyalarla verilen renk silinmez. Bu yüzden çocuğun ilk yıllarında, henüz tam bir biçim almamış olan zihnine verilecek bilgilerin ve örenek alacağı kişilerin özenle seçilmesi gerekir.”

Quintilianus.

Çocukların geleceğini belirleyecek olan toplumsal ve ahlaki değerlerin aktarılması, yaşamın ilk yıllarında başlar. Temel bilgi ve beceriler bu dönemde kazanılır. Bu nedenle okul öncesi eğitimin önemi büyüktür.

Anaokulu, kurum olarak ailenin dışına atılan ilk adım olarak düşünülmelidir. İlk üç yıl içinde çocuk , model olarak gördüğü anne ve babasınından alabileceğini alır ve kendisine tanınan fırsatlar ölçüsünde belirli bir psiko-sosyal olgunluğa varır. Ancak bu gelişim sınırlıdır.

Anaokulu, çocuğa bilgi aktarmaktan çok, çocuğun içinde var olan yeteneklerin serpilip gelişmesine yardımcı olur. Çocuk anaokulunda en iyi oyun ortamını bulur, işbirliğini geliştirir, yaşıtlarıyla ilişkiye girerek birlikte yaşmayı öğrenir.

Okul öncesi eğitim kurumu, aynı zamanda kuralları en etikili bir biçimde öğretebilen bir kurumdur. Çocuk burada kendi hakkını korurken, paylaşamayı ve başkalarının özgürlüğünü zedelememeyi öğrenir.

Çocuk, en iyi ve örgütlü oyun ortamını kurumda bulur. Böyle özgür ve duyguların rahatlıkla ifade edildiği ortamda da çocuğun gizil güçleri kolayca ortaya çıkar.

Araştırmalar bize göstermiştir ki okul öncesi eğitim kurumunda eğitim görerek ilkokula başlayan çocukların, bu eğitimi görmeyenlere oranla daha katılımcı, girişken, uyumlu ve yaratıcı oldukları gözlenmiştir. İşte bu nedenden dolayı, annesi çalışsın ya da çalışmasın her çocuğun temel eğitim kapsamında okul öncesi eğitime ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir gelişim için, 3-6 yaşarası bir okul öncesi eğitim kurumunda eğitim gereklidir.

 

Okul öncesi eğitim kurumu, çocuğu barındıran değil, eğiten bir kurum olmalıdır. Amaç annenin yokluğunda zamanı geçirmek değil çocuğun okul öncesi eğitim programından yararlanmasını sağlamaktır. Ne yazık ki ülkemizde kurumların çoğunluğunun koruma ve barınmaya dönük “bakım” amaçlı, buna karşılık azınlığının “eğitim” amaçlı olduğu görülür. Bu nedenle anne babalar okul seçiminde titiz davranmalıdır.

OKULA HAZIR OLMA VE ADAPTASYON

Anaokuluna başlayan bir çocuğun ilk birkaç haftası, bazı çocuklarda da birinci aya kadar geçen süreye adaptasyon dönemi olarak adlandırılır.

Bezen ebeveynler, “ya çocuğum bir haftadan daha uzun süre kalmamı isterse?” diye sorabilir. Liseden mezun olacak bir çocuğun okulda oniki senesi geçeceği düşünülürse, çocuğa okulla ilgili olumlu bir fikir aşılamak için bir iki hafta ufak bir yatırımdır.

Ayrılık Endişesi: Bazen okulu reddetme çocuğun yabancı bir ortama girme korkusu ve annesinden ayrılma endişesinden kaynaklanır. Aslında bu korku her çocukta vardır, ancak aşırıya kaçıp çocuğun fonksiyonlarını engellemeye başlarsa problem haline gelebilir. Yoksa ayrılma zorlukları çocuğun gelişiminin normal, sağlıklı parçasıdır. Ancak çocuk, annesi tarafından aşırı itina ile büyütülmüşse ve her ihtiyacı karşılanmışsa ayrılmakta zorlanır.

Annenin Endişesi: Bazen de anne çocuğuna güvenmez ondan ayrılmakta zorlanır. Bu da çocuğa yansıyınca okul korkusu ortaya çıkabilir. Anne çocuğun okulda rahat edemiyecek kadar küçük olduğunu düşünmekte, farkında olmadan da okula gitmesini istemeyen sinyaller vermektedir.

“ O büyük ve kalabalık sınıftan korkuyormusun? Acaba alışamadığını mı düşünüyorsun?

İstersen bir süre yanımda kalmamı istermisin?” gibi çocuğa sorulan sorularla aslında farkında olmadan çocuğa korku ve güvensizlik aşılamaktadır.

İnatçı Çocuk: Bazı çocuklar herşeye direnç gösterdikleri gibi okula gitmeye de karşı koyarlar. Bu tip çocukların okula gitmeyişleri endişe veya korkuya bağlı değildir. Herşeye karşı gelen inatçı huylarından kaynaklanmaktadır.

NE YAPMALI?

Çocuk okula zihinsel gelişim açısından hazır, ancak duygusal açıdan hazır değilse okula gitmek istemez.

Okul öncesi eğitim kurumu, çocuk için ailesinden ilk ayrılış olacağı için kuruma alışmakta zorlanabilir. Çocuğun okula karşı güven duygusu oluşturabilmesi için ilk günler sizi okulda görmesi son derece önemlidir. Bu güvenin oluşturulması için gerektiğinde anneye kademeli uzaklaştırma uygulanabilir. Birinci gün ofiste bekleme, ikinci gün, bahçede bekleme, üçüncü gün sadece öğlen yemeğinde görüşme gibi. Size olan güvenini sarsmamak için bu dönemde ben burda seni bekliyorum diyerek okuldan habersizce ayrılmamalısınız.

Çocuğunuz ilk günler daha sakin sonraki haftalarda okula bırakma sırasında ağlayabilir. Bu ağlamalar okulla ilgili olmayıp sadece çocuğun o günlük ailesiyle vakit geçirme istedğinden kaynaklanabilir.

Çocuklar bu dönemde arada bir okulda yaşamadığı olayları sanki gerçekten olmuş gibi aktarabilir. Böyle bir durumda çocuğa yorumda bulunmadan direk okul yönetimi ve öğretmeniyle iletişime geçerek haraket etmenizde fayda vardır.

Herşeyden önce çocuğun okuldan uzak kalmamasına önem verilmelidir. Evde kalış uzadıkça okula dönüş o ölçüde güçleşir. “sakinleşsin, dinlensin, aman üstüne varmayalım diye çocuğu evde tutmak, çocuğun okula adaptasyonun sadece geciktirir iyileştirmez. Çocuğun yanında okulla ilgili olumsuz yorumlar yapılmamalı okula devamı konusunda yüreklendirilmelidir.

 

Anne ve baba çocuğa soğukkanlı bir tutumla yaklaşmalıdır. Anne ve babadan hangisi daha kararlı ve tutarlı davranabiliyorsa çocuğa okula o götürmelidir. Okula gitmeyi evde kalmaya göre daha eğlenceli hale getirmeye gayret edilmelidir.

Uzman Pedagog Didem KÜT

REFERANSLAR:

Bilir, Şule; Anne ve Çocuk Salığı,Alkım Yayıncılık, İstanbul, 5. Basım, 1994.

Clark, Lynn; Ana Babalara Yardım, Evrim Yayıncılık, İstanbul, 1996.

Crow, L. and Crow, A., Child Psychology, Barnes and Noble Inc., New york, 1996.

Salk,Lee; Çocuğun duygusal sorunları, Remzi Kitapevi, İstanbul 5. Basım, 1993.

Pıeper, Martha Heıneman; Akıllı Sevgi, İnkilap Kitabevi, İstanbul,2001.

Saygılı, Sefa; Çocuklarda Davranış Bozuklukları, Elit Yayınları, İstanbul, 1994.

Yavuzer, Haluk; Çocuk Eğitimi El Kitabı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 6. Basım, 1998.

Yavuzer, Haluk; Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 15. Basım, 1998.


Siz Ne Düşünüyorsunuz?