Didem Küt/Pedagoji

ÇOCUKLARDA ZEKA VE GELİŞİMİ

ÇOCUKLARDA ZEKA VE GELİŞİMİ

ZEKA VE GELİŞİMİ:

Zeka; "yeni şartlara geçmiş deneyimlerden sonuç çıkartmak suretiyle, ihtiyaca en uygun çözümü üretebilme yeteneği"dir.

Geçmiş deneyimlerin tekrar kullanılabilmesi için öğrenmeye ihtiyaç vardır. Öğrenebilmek için, deneyimin yaşandığı an hafızaya kaydedilmesi şarttır. Bundan başka, öncelikli ihtiyacın belirlenmesi ve hangi çevresel uyaranın bu ihtiyacı karşılama etkinliğinde olduğunun farkındalığı yani zihin ve yorum yapıları gerekir. Ayrıca ihtiyacı giderecek uyarana yönelebilmek için, sayısız uyaran sunan çevreden, en uygun olanının benzerlerinden ayırt edilmesini ve gereksizlerin reddedilmesini sağlayacak dikkat sistemlerine ihtiyaç vardır. Bütün bunlardan sonra, eski deneyimler arasından söz konusu uyarana ulaşmayı sağlayacak davranışı akıl etmek ve hedefe en az enerji ile en kestirme yoldan ulaşacak olanı seçme mantığını yürütmek, gerekiyorsa, yeni koşullara uygun değişiklikleri yapmak yani amaca yönelebilmek ve sonunda davranışı ortaya çıkarmak, bir başka deyişle yürütme işlevlerinin tümü zeka olarak kabul edilir.

Yukarıdaki tanımlamadan anlaşıldığı gibi, zeka için; öğrenme, hafıza, zihin, yorum, dikkat, akıl, amaca yönelmek, mantık ve yürütme işlevlerinin uyum içinde işbirliği gerekmektedir.

Bu nedenle zeka, tek bir değer olarak değil, ortaya çıkmasında rol oynayan işlevlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi ile tanımlanmalıdır. Öte yandan, zekayı genetik kontrolde 'moleküllerden ibaret değişmez bir yapı' olarak açıklamaya çalışan biyolojik teorisyenler bile, yukarıdaki işlevlerin zeka üzerindeki ve ayrıca çevresel faktörlerin de bu işlevler üzerindeki etkilerini reddetmezler. Dolayısıyla, kalıtsal biyolojik bir yapı olmasına rağmen, zekanın çevreden etkilenen bir yanının varlığı benimsenir.

Ağaç Yaşken Eğilir

1900'lerin başlarına kadar, insan yavrusunun çevresinde olup bitenleri anlamaktan uzak olduğu sanılırdı.
Yüzyılın son çeyreğinde, beynin moleküler şifresinin aralanması ile birlikte, bunun böyle olmadığı, üstelik daha doğum öncesinden başlayarak bebeğin çevrenin farkında olduğu anlaşıldı.
Yüzyılın son çeyreğinde, beynin moleküler şifresinin aralanması ile birlikte, bunun böyle olmadığı, üstelik daha doğum öncesinden başlayarak bebeğin çevrenin farkında olduğu anlaşıldı.
Denilebilir ki, teknolojinin gelişmesi ile birlikte bilim, çocuk beyninin hızına yetişme deparına kalktı. El yordamı ile kabul gören eski görüşler rafa kaldırıldı ve çocuğa yaklaşımın tabuları yıkıldı. Düne kadar, 'hiç bir şeyden anlamaz' sanılan çocuğun, çevrede olup bitenleri öğrenmek adına, yetişkinden çok daha aktif bir beyne sahip olduğu ortaya çıktı. Ülkemizde de bu gerçekle ilgili farkındalığın nihayet giderek arttığını gözlemliyorum.
Üstelik, dikkat ve hafıza sorunu, ya da öğrenme güçlüğü gibi nedenlerle akademik olarak geri planda kalan çocukların, daha bebeklik döneminde çevreye adaptasyon güçlüğü gösterdikleri fark edildi.
Bu bebeklerin huzursuz ve uykusuz oldukları, kusma ve kabızlık gibi sıkıntı davranışları sergiledikleri anlaşıldı. Bununla beraber de 'bebektir, ağlar ağlar susar!' görüşü terk edildi. Demek ki, bu davranışları gördüğümüz zaman daha dikkatli gözlemeli ve süreğen durumlarda mutlaka bir uzman görüşü almalıyız.

Akademik yaşamda zorlanan bu çocukların, bebekliklerinde ortaya çıkan huzursuzluklarına bir an önce çözüm üretmek, gelişmelerini hızlandırmak amacıyla bir yol haritası çizmek zorunlu ve giderek mümkün oldu. Beynin araştırılmasına doğumdan başlamak üzere hız verildi. Dikkat, uyanıklık, farkındalık,atiklik, hareketlilik, dürtüsellik gibi daha önceleri üzerinde durulmayarak gözden kaçan pek çok yetenek ve bu yeteneğin biyolojik mekanizmaları keşfedildi.

Yeni olayların hatırlanması ile eskinin hatırlanmasının bambaşka mekanizmalar ile gerçekleştiği anlaşıldı. Zihinsel işlemler çözüldü. İnsan beyninin yürütme ve yönetme fonksiyonu yönetilir oldu. Kısacası yetenekler detaylandı, incelikleri aralandı.Yani, yetenekler arası tamamlayıcı etkileşim ile çevreye uyumun arttığı anlaşıldı. Öteden beri, insanın hiçbir hayvan türünde olmayan işaret ve başparmağını kullanarak, ince işlerde gösterdiği başarı ile zihinsel yeteneği arasında bir paralellik kurulurdu. Ancak, sosyalleşme ve akademik başarının ardında, insanın bu ince hareketleri taklit edebilmesinin önemi anlaşıldı.

Bebeğin henüz gözlerini açıp, etrafı izlemesinin mümkün olmadığı doğumdan sonraki ilk saatlerde gülümseyebilmesi ve hatta anne karnında iken parmak emebilmesi dikkate alındığında, henüz taklit edeceği canlı ile karşılaşmadığı bir dönemden itibaren taklit yeteneğini ortaya çıkaran beyin mekanizmalarının şifreleri çözülmeye başladı.
Böylece, beynin araştırılma sınırları annenin karın duvarını aştı. Bebeğin, işaret parmağı ile isteklerini işaret edebiliyor ya da 'baş baş' yapabiliyor olmasının bile onun gelecekteki akademik gelişmesi hakkında ipuçları vermekte olduğu anlaşıldı.

Baskı altında büyütülen çocuklarda bu davranışların gelişemediği ve çocukların içe kapandığı görüldü. Beyin yapılarından aktif olanların bu kritik dönemlerinde uygun çevresel koşulların yokluğunda yetersiz geliştiği kesinleşti.

Buradan, yeteneklerin kazanılmasında kişiye özgü beyinsel yapıların varlığı kadar, bu yapıların aktif oldukları dönemde çevresel olanakların mevcut olmasının önemi anlaşıldı. 'Ağacın yaş iken eğilmesi'nin bilimsel anlamı da bu olsa gerek. Yani bebeklerin zeka gelişimleri daha anne karnında başlıyor ve içinde bulunduğu yaş dönemine göre, beynin o dönemde gelişen mekanizmalarına uygun çevresel koşullarla beynin uyarılması gerekiyor.

Bu keşiflerden sonra çocuğun beynini / zekasını erken yaşta daha fazla geliştirmek adına bir çok yöntem /araç geliştirildi. Ancak uyarmanın da bir sınırı olduğu ve 'Einstein Bebek'lerin yaratılamayacağı acı tecrübelerle anlaşıldı.
Uzm.Pg.Didem KÜT
21/02/2012 01:20
Bu uzmana ait tüm makaleler için tıklayın.
www.anneysen.com'da uzman olarak yer almak isterseniz uzmandestek@anneysen.com adresine yazabilirsiniz.
anneysen.com'un içeriği, sadece bilgilendirmeye yöneliktir ve bire bir olarak çözüm, sonuç, hukuki görüş, tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımamaktadır. Burada sunulan bilgilerin kesin doğruluğu garanti edilmemektedir. Uzmanlar’ın kendilerine sorulan sorulara verdikleri cevaplarla, diğer tüm yorum ve yazılarının sorumluluğu tamamen kendilerine aittir. Aynı konuda uzman olan kişilerin aynı konuda birbiriyle çelişik cevap verebildiği haller olabilir ve bu doğaldır. Bu gibi durumlar anneysen.com'u bağlamaz ve bu tür bir şart altında tüm sorumluluk tamamen ilgili uzmanlara aittir. Uzman görüşleri sadece tavsiye niteliğindedir, gerekli görüldüğünde ilgili uzmana başvurmanız önerilir.